BilTalks Başvuruları Açıldı!
Maxwell’in denklemleri ışığın dalgalardan oluştuğu fikrini doğrulamıştı ancak ‘’Dalgalanma nedir?’’ sorusunu cevaplayamamıştı.
Denizde bir dalga, dalga olayını gerçekleştirebilmek için denize ihtiyaç duyar veya bir ses dalgası yine aynı şekilde dalgalanma olayını gerçekleştirmek için havaya, suya ya da katı bir ‘’ortama’’ ihtiyaç duyar ve bu ‘’ortamın’’ içinde dalgalanma gerçekleşir. O halde ışık bir dalgaysa bu dalgalar yayılmak için bir ortama ihtiyaç duymalıydılar.
Bunun üzerine fizikçiler; Eter denilen görünmez ve gizemli bir madde ile ışığın nasıl ve neyin üzerinde dalgalandığını açıklamaya çalıştılar. Eter fikrine göre; tıpkı ‘’denizdeki dalgalar’’ örneğinde olduğu gibi, evren kocaman bir eter denizi içerisindedir ve ışık dahil bütün cisimler bu esir denizinde yüzmektedirler.
1887'de Albert Michelson ve Edward Morley, projelerini Cleveland- Ohio'daki bir üniversitenin yatakhanesinin bodrum katında kurdular. Fikir, ışık ışınlarını aynalardan farklı yönlere yansıtıp hızlarını ölçmekti. İki araştırmacı, umdukları sonucun (farklı hızlarda hareket eden ışığı yakalamanın) eterin varlığını kanıtlamaya yardımcı olacağını düşündü.
Eter, Aristoteles'ten Isaac Newton'a kadar ünlü düşünürler tarafından doğal dünyanın gizemlerini açıklamak için kullanılan, evrendeki tüm boş alana nüfuz ettiği düşünülen görünmez malzemeydi. 1887 olayı olarak tarihe geçecek olan ve çokça müjdelenen Michelson-Morley deneyi, bu tespit edilemeyen maddenin varlığını tespit etmeye çalışıyordu.
Deney; 2000 yıldır fiziğe hakim olan bir teorinin sonunu işaret eden bir başarısızlıkla sonuçlanacaktı ancak Michelson-Morley deneyinin sonuçları ışığın evrensel hızı fikrinin ortaya çıkmasına yol açtı, Einstein'ın görelilik alanındaki buluşlarına ilham verdi ve modern fiziğin büyük bir kısmına kapı açtı. Bazen ilerlemek için başarısızlık gerekir.