Bir sabah gözünü açtığında, “Zaman ne zaman başladı?” diye düşündün mü hiç? Bu soru, kulağa basit geliyor olabilir ama aslında fiziğin ve felsefenin kesiştiği en derin bilmecelerden biridir. Çünkü evrenin doğuşuna gittiğimizde, yalnızca madde ve enerjiyi değil, zamanın kendisini de kaybediyoruz.
Evrenin hikâyesi, 13,8 milyar yıl önceki Büyük Patlama ile başlar. Ama “başlamak” kelimesi burada biraz yanıltıcıdır. Çünkü Büyük Patlama bir patlama değil, uzayın ve zamanın birdenbire genişlemeye başladığı bir oluş anıdır. Stephen Hawking’in de söylediği gibi, “Zamanın başlangıcında ‘önce’ diye bir şey yoktu.” Tıpkı Dünya’nın kuzey kutbunun ötesinde “daha kuzey” olmaması gibi, Büyük Patlama’nın da “öncesi” yoktu — çünkü zamanın kendisi o anda var olmaya başladı.
Peki zaman nasıl doğar? Fizik bize şunu söyler: zaman, uzay-zaman dokusunun bir boyutudur. Albert Einstein’ın genel görelilik kuramı, zamanı uzayın üç boyutuna ekleyerek dört boyutlu bir evren modeli kurdu. Evren genişledikçe, uzay-zaman da gerildi. Yani evrenin doğuşuyla birlikte sadece madde değil, zamanın akışı da ortaya çıktı. Zaman, kozmik bir saat gibi evrenin nefes alış verişine bağlıdır. Ama bu noktada kuantum fiziği devreye girer ve tabloyu daha da karmaşıklaştırır.
Kuantum evreninde, klasik anlamda “önce-sonra” kavramı bulanıktır.Enerji dalgalanmaları, sanal parçacıklar ve kuantum köpüğü arasında, zaman adeta yönünü kaybeder. Bazı kuramlara göre evren, zamanın olmadığı bir kuantum boşluk hâlinden doğdu. Yani evrenin başlangıcında yalnızca madde değil, zaman bile olasılıklardan ibaretti.
Şimdi bir an için düşünelim: Eğer zaman doğduysa, o hâlde biz şu anda hâlâ “doğuşu süren” bir evrende mi yaşıyoruz? Evren genişlemeye devam ettikçe, zaman da mı “uzuyor”? Belki de “şimdi” dediğimiz şey, evrenin genişleme hızının bir yansımasından ibaret.
Zamanın kökenini anlamak, aslında varoluşu anlamaktır. Çünkü bizler zamanın içinde değiliz; zaman biziz. Her saniye, Büyük Patlama’dan bugüne uzanan bir zincirin halkasıdır ve o zincirin ilk halkası, evrenin sessiz karanlığında parlayan bir ışıktan değil, belki de zamanın kendisini yaratmaya karar veren bir hiçlikten doğdu. Evren, hâlâ o ilk saniyeyi fısıldıyor. Biz ise, o fısıltının içinde geçen kısa bir anız — ama ne an!
Hartle, J. B., & Hawking, S. W. (1983). Wave function of the universe. Physical Review D, 28(12), 2960–2975. https://doi.org/10.1103/PhysRevD.28.2960
Ellis, G. F. R., & Hawking, S. W. (1970). The singularities of gravitational collapse and cosmology. Proceedings of the Royal Society A: Mathematical, Physical and Engineering Sciences, 314(1519), 529–548. https://doi.org/10.1098/rspa.1970.0023
Vilenkin, A. (1982). Creation of universes from nothing. Physics Letters B, 117(1–2), 25–28. https://doi.org/10.1016/0370-2693(82)90866-8